Bach İstanbul'da

11. İstanbul Bach Günleri

Program

NATALIA GUTMAN TRIO

İstanbul
NEVE ŞALOM SİNAGOGU
20:30, Pazartesi
10.09 BİLET AL

SIGISWALD KUIJKEN

İstanbul
ST. ANTUAN KİLİSESİ
20:30, Perşemebe
16.10 BİLET AL

THE YEHUDI MENUHIN SCHOOL

İstanbul
NEVE ŞALOM SİNAGOGU
20:30
20.10 BİLET AL

KONSTANTIN LIFSCHITZ

İstanbul
NEVE ŞALOM SİNAGOGU
20:30
23.10 BİLET AL

ÇAĞINDA VE BUGÜN BACH

"J. S. Bach’ın yerini saptamak için ilk önce bulunduğu bağlamı ortaya koymak gerekir. Bach, Barok müziği “okyanusunun” son döneminde belirir. Barok müziği bir okyanustur, çünkü 16. yüzyılın sonlarında İtalya’da gerçekleştirilen devrimlerle açılan bu müzik çağı, onlarca önemli bestecinin yapıt verdiği uzun ve geniş bir çağ olmuştur. Rönesans polifonisinden yeni monodik üsluba geçişin Kuzey’de yankıları gecikmemiştir. 17. yüzyılın ilk çeyreğinde Schütz ve Schein gibi besteciler Alman müziğini İtalyan başyapıtlarının düzeyine eriştirmiştir. Klavye müziğinde ise Scheidt ve sonrasında ünlü yenilikçi Frescobaldi’nin öğrencisi Froberger gibi isimler Almanya’yı bu alanda da en önlere getirmiştir.

Barok’un orta dönemlerinde, Almanya’da Güney’de Pachelbel, Kuzey’de Buxtehude, klavye alanında özgün ekoller oluşturmaya erişmişlerdir. Orta dönemdeki İtalyan bestecileri A. Scarlatti’yle enstrümental müziğin dehâsı A. Corelli’nin, Fransız F. Couperin’in ve daha nice bestecinin etkisi Almanya’ya da ulaşmıştır. Bach’ın bulunduğu bağlamı doğru değerlendirmek için bu uluslararası Avrupa müziği’ni göz önünde tutmak gerekir. Nerdeyse ortaklaşa yaratılan, ve sınırlara hapsolmayan bir müzik. Bach, bu müziğe bağlıdır ve bu müziğin uzantısıdır. Nerdeyse her şeyi kuşatmak istemiş olması dikkati çeker. Onu oldukça geçmişe götüren büyük müzik merakı ilginçtir. Bu kuşatıcılık ve merak, hem onun çağıyla bağını, hem de onun çağından bir farkını belirtmektedir.

Biliyoruz ki Bach, çağdaşı Haendel gibi uluslararası bir besteci olmamıştır. Almanya’dan çıkmamıştır; ama hiçbir çağdaşı onun kadar değişik üsluplara ve değişik dönemlere açık olmamıştır. Bach’ı ayıran başka bir özellik, hem org ve klavsen müziğinde, hem oda müziğinde, hem de koro müziğinde aynı düzeyde (en üst düzeyde) yapıtlar yaratmış bir besteci olmasıdır. Çağının en büyük org’cusudur (tıpkı geçmişteki modeli, Roma’da yaşamış Frescobaldi gibi). Ve müzik tarihinin Frescobaldi’ninkilerle birlikte en görkemli org yapıtlarını bestelemiştir. İlk org yapıtlarından itibaren, modellerinden (özellikle de Pachelbel ve Buxtehude gibi Almanlar’dan) daha da karmaşık (ama üstün bir dengeyi göz ardı etmeden), daha da uzun soluklu bestelere yöneldiği fark edilir. Kısa sürede Koral Prelüd’lerde başlıca modeli Pachelbel’den, Prelüd ve Füg’lerde Buxtehude’den daha ileri gitmiştir. Leipzig yıllarında ise önce en büyük Prelüd ve Füg’lerini (BWV 544, 546, 548 gibi), sonra da Klavierübung III’deki Prelüd ve Füg (BWV 552) ile Koral Prelüd’leri, en sonda da yazılış tarihleri tam olarak belirsiz olan son “Leipzig” Koral Prelüd’lerini bestelemiştir. Org besteciliği alanında çağında hiçbir rakibi yoktur. Andığımız yapıtların her biri (özellikle de Prelüd ve Füg’ler) uzun analizler gerektirmektedir. Anlatım gücüyle biçimsel yaratının tam anlamıyla bütünleştiği yapıtlar olarak, Batı sanatının doruklarından birini oluştururlar. Org’dan klavsen’e geçersek, teorik ve pedagojik amaçlı yapıtların yine nasıl büyük bir anlatım gücüne sahip olduğunu gözlemleriz. Ünlü Wohltemperierte Klavier’in iki kitabının da kimi Prelüd ve Füg’leri karmaşıklıkta ve anlatımda org yapıtlarının düzeyine ulaşmaktadır. Klavsen için Süit’ler ve Partita’lar’ın değeri de büyüktür. Ama bu alandaki başyapıt, son bestelerden biri olan ünlü Goldberg Varyasyonları’dır. Varyasyon türünün kendisine kadarki başyapıtıdır (sonradan ise bir tek Beethoven – o da hayatının sonunda – Diabelli Varyasyonları’nda bu düzeye ulaşacaktır). Bu yapıtın özgürlüğü, yoğunluğu, hiç duraksamayan heyecanı önceki klavsen yapıtlarından daha da ileridedir. Diğer enstrümantal yapıtlarda org’a ve klavsen’e göre deneysellik daha azdır (Leipzig öncesi Weimar ve Köthen’te yazılmış, dış beğeniyi daha çok hesaba katmak durumunda olan bir müziktir bu). Bach’ın kimi en “popüler” yapıtları bu alanda yazılmıştır (Brandenburg Konçerto’ları, Orkestra Süit’leri, Viyolonsel Süit’leri, Keman Partita’ları). Ama Bach, eşsiz yaratıcı gücünü, kendine daha az özgürlük bırakan bu alanda da gösterebilmiştir. Hayatının sonunda bestelediği Musikalische Opfer’deki Trio Sonat’ı bu alandaki son yapıtı, belki de başyapıtıdır. Geldik Bach müziğinin en büyük toplamına: Kantat’lar. Elimizde bulunan 200’ü aşkın Kantat’ının içinde de nice başyapıt vardır. Çoğunu Leipzig’teyken büyük bir hızla bestelemek zorunda kaldığı bu Kantat’lar, yine diğer türler için olduğu gibi çağlarına ait olup, değişik etkileri büyük bir ustalıkla sentez durumuna getirmektedir. Protestan Koral’inin belirleyici rolü çoktur. Genellikle dinî yapıtlar olan bu Kantat’lar, armonize edilmiş Koral bölümleriyle sona erer. Opera bestelememiş bir besteci olan Bach (bu durumun, opera’nın egemen olduğu bir çağda, onun marjinalleşmesine katkısı olduğu söylenebilir), dramatik gücünü asıl bu alanda, Kantat’ta, ortaya koyma fırsatını bulur (gerçi, litürji’ye bağlı olan birçok org yapıtı da böyle bir dramatik gücü ortaya koyabilmektedir). Recitativo’lar, Arya’lar ve Koro’lar, Bach’ın Barok vokal dili nasıl büyük bir ustalıkla kullandığını göstermektedir. Kantat’ların enstrümantal yazısı da çok gelişmiştir ve büyük bir çeşitlilik gösterir. Tınılara özen gösterilmiştir. Bach, Kantat’larında, tinsel ruh durumlarının büyük çeşitliğinin (endişeden sevince, merhametten sevgiye, korkudan umuda, acıdan yasa) sadık bestecisidir. Bütün müzikal araçlar bu duygu yelpazesinin hizmetindedir. Org ve klavsen pratiğinden gelme büyük bir çokseslilik ve armoni gücü koro’larda kendini gösterir. Yine üstün Füg’lerle karşılaşırız. Bu koro’larda orkestra eşsiz bir katkı sağlar. Bach’ın vokal müziğinin üç başyapıtı, Kantat’larda olan özellikleri daha da büyük boyutlarda bir araya getirmektedir. Johannes ve Matthaus Passion’ları ile Si Majör Missa Batı müziği tarihinin en büyük başyapıtlarındandır. İçerdikleri zenginlikleri anlatmaya uzun kitaplar adanmıştır. Barok müziğinin büyük sentez’leri ve doruklarıdır bunlar. İşin ilginç yanı, bu doruklara ağırlıklı olarak dinî yapıtlar ortaya koymuş ve Almanya’dan çıkmamış bir Protestan’ın erişmiş olmasıdır. İşin ilginç yanı, bunların tarihin ve dolayısıyla kültürün (kültürün içinde de müziğin) dinden uzaklaşmaya yüz tuttuğu bir dönemde gerçekleşmiş olmasıdır. Tarihin yönü ile bu uyumsuzluk, onu belli bir süre tarihin gündeminden uzak tutmuş olsa bile, Mozart ve Beethoven gibi dehâların dikkatiyle, Mendelssohn’un çabalarıyla, Schumann’ın, Brahms’ın büyük saygısıyla, Bach, 19. yüzyılın ortalarına doğru kendisinden önce hiçbir Barok bestecinin oturmadığı kadar tarihin gündemine oturmuştur. Romantik çağ, hem anlatım derinliğine hem de kurgu ustalığına ilgisini esirgemeyecek bir çağdı, ve bu özellikler Bach’da eşsiz bir biçimde buluşuyordu. Dinî duygunun, “modern” çağda zayıflamış olması artık önemli değildi, çünkü dinin yerine geçen olgulardan biri Sanat kültü’ydü, üstün yaratıya saygıydı. Buna göre, geçmiş de bugün kadar değerliydi. Böylece, kökünde ilerlemeci ve deneylemeci olan romantizm ile başlayan modern çağda, bu devinime koşut bir devinim olarak eski müziğe ilgi de aynı hızda ilerleyip derinleşmiştir. Bach, ve prestiji İngiltere’de hiç sönmemiş olan İtalyan operasının ve İngiliz oratoryosunun dehâsı Haendel ile başlayan Barok müziğe ilgi, günümüzde de artarak sürmektedir (yaklaşık kırk yıl önce başlamış ve “Barok devrimi” denilen “otantikleştirme” girişimlerinin bunda payı büyüktür). Ortaya çıkarılan – ama daha tam olarak ortaya çıkarılmamış olan – büyük bir kıtaya benzetebileceğimiz “Barok müzik” içinde Bach, birincil önemini korumaktadır. Yalnızca 19. yüzyılda değil, 20. yüzyılda da en büyük bestecilere örnek olmuştur. Yapıya verdiği önem, kontrpuan ile armoni arasında kurduğu denge, tonalite anlayışı, kontrpuan’daki yaratıcılığı, ondaki melodik zenginlik, anlatım çeşitliliği... bütün bunlar esin kaynağı olmuş ve olmaya devam edecektir. Yukarıda anmadığımız, ama Bach’ın en önemli yapıtlarından biri olan bitmemiş Füg Sanatı, bütün soyutluğunda (enstrümental bir bilgi verilmeden “dört ses” içindir), müzik yazısının uç toplamlarından biri olarak, besteciler için paha biçilmez bir örnektir. Bartok’a, Schönberg’e, hatta Carter’a ya da Messiaen’a alışmış bir kulak, bugün benzer bir hazzı Füg Sanatı’ndan da almaktadır. Derinlik ve güzellik bir yana (Bach’ın rakipsiz olduğu özellikler), yazı karmaşıklığı ve yapıdaki yaratıcılık açısından da Bach’ın bu büyük 20. yüzyıl bestecilerinden geri kalır bir yanı yoktur. Böylece, her büyük sanatçı gibi Bach da çağına ait olup çağını aşan bir sanatçıdır. Hem onu çağıyla birlikte değerlendirmek, hem de yaratıcı olarak güncelliğini vurgulamak gerekir."

Ahmet Soysal

Bach Günleri

    2013

    2009

    2007

    2006

    2005

    2003

    2000

    1998

Galeri

Basın

Star Gazetesi

28.10.2013

Hürriyet Gazetesi

09.10.2013

Ankara Başkent Gazetesi

23.10.2013

Milliyet Gazetesi

02.11.2013

Radikal Gazetesi

28.10.2013

Akşam Gazetesi

10.10.2013

İletİşİm

Abdullah Sk. 15/2 İstanbul-Türkiye

+90(212) 293 65 42


www.heproductions.com

info@heproductions.com